Mutlak Kulak Sonradan Kazanılır mı? Göreceli Kulak Nedir?


"Mutlak kulak ya vardır ya yoktur." Müzisyen sohbetlerinde bu cümleyi çok duyuyoruz, ama araştırmaların anlattığı tablo bu kadar keskin değil. Önce iki kavramı ayıralım: mutlak kulak, hiçbir referans ses duymadan bir notanın adını söyleyebilmek ya da o notayı üretebilmek demek; göreceli kulak ise iki nota arasındaki mesafeyi, yani aralığı tanıyabilmek.
Grup sohbetinde biri yazar: "Yarınki provada şarkıyı hangi tondan alıyoruz, kaydı dinleyen var mı?" Ertesi gün gitarist ilk akoru duyar duymaz "Re" der ve herkes ona döner. Belki gerçekten mutlak kulağı vardır, belki de o şarkıyı yüz kez çaldığı için tonunu hatırlıyordur. Dışarıdan ikisi aynı görünür ama bambaşka beceriler.
Mutlak kulak ile göreceli kulak arasındaki fark
Psikolog Diana Deutsch'un tarifiyle, mutlak kulağı olan biri notaları çoğu insanın renkleri adlandırdığı kadar kolay ve hızlı adlandırır. Kimse "bu kırmızı" demek için yanına başka bir renk koymaz. Mutlak kulakta da nota için bir karşılaştırma gerekmez.
Göreceli kulakta ise bir referans vardır. Re ile Fa diyez arasındaki mesafeyi duyup "bu majör üçlü" demek bu beceridir. Deutsch'a göre aralıkları adlandırabilmek müzisyenler arasında çok yaygın.
Mutlak kulak | Göreceli kulak | |
|---|---|---|
Ne yapar? | Tek bir notayı referanssız adlandırır | Notalar arasındaki aralığı tanır |
Ne kadar yaygın? | Nadir, ama oranı tartışmalı | Müzisyenler arasında çok yaygın |
Sonradan gelişir mi? | Yetişkinde zor, çalışmalar karışık sonuç veriyor | Çalışmayla gelişen bir beceri olarak görülür |
Grupta işe yaradığı yer | Tonu anında söylemek | Akor değişimini, melodiyi, armoniyi kulaktan takip etmek |
10.000'de 1 rakamı nereden geliyor?
Mutlak kulak konuşulurken hemen bu oran söylenir. Kaynağı eski: Kuzey Amerika ve Avrupa'da genel nüfus için 1955'ten 1990'lara uzanan çalışmalarda "10.000'de birden az" diye tahmin edilmiş.
Bu rakama itiraz edenler de var. Wong ve Wong'un 2014'te yayımladığı çalışmaya göre standart nota adlandırma testi mutlak kulağı sürekli olduğundan az ölçüyor. Kemancılarla yaptıkları denemede standart testte doğruluk yüzde 12,38 çıkarken, kemancıların alıştığı bağlama uygun bir testte yüzde 39'a çıktı. Yazarlar, müzisyenler arasındaki yaygınlığın ciddi biçimde düşük tahmin edildiğini savunuyor.
Yani rakam kesin değil. "10.000'de 1" sık tekrarlanan bir tahmin, ölçülmüş bir gerçek değil.
Çocuklukta müzik eğitimi ne fark yaratıyor?
Burada veriler tutarlı. 1998'de 600'den fazla müzisyenle yapılan bir ankette, müzik eğitimine 4 yaş ve öncesinde başlayanların yüzde 40'ı mutlak kulağı olduğunu bildirdi. 9 yaş ve sonrasında başlayanlarda bu oran yüzde 3'tü.
Aynı çalışma iki uyarı daha yapıyor. Erken eğitim gerekli ama yeterli değil: erken başlayan herkeste mutlak kulak gelişmiyor. Ayrıca mutlak kulağı olan birinin ailesinde başka bir mutlak kulak sahibi olma olasılığı dört kat daha yüksek. Bu bir aile kümelenmesi, ama belirli bir gen henüz kesin olarak tanımlanmış değil.
Şanghay Konservatuvarı'nda 160 öğrenciyle yapılan testte de yaş etkisi açık görünüyor:
5 yaş ve öncesinde başlayanlar: ortalama yüzde 83 doğru (yarım ses hataları sayılmazsa yüzde 90)
6-9 yaş arasında başlayanlar: yüzde 67 (yüzde 77)
10 yaş ve sonrasında başlayanlar: yüzde 23 (yüzde 34)
Ton dilini konuşanlarda mutlak kulak neden daha sık?
Mandarin gibi dillerde aynı hece, söylendiği perdeye göre başka bir kelime olur. Deutsch ve ekibi 2006'da Pekin Merkez Konservatuvarı'ndaki 88 öğrenciyi, ton dili konuşmayan 115 Eastman öğrencisiyle karşılaştırdı. Eğitime başlama yaşının her kademesinde mutlak kulak Çinli öğrencilerde çok daha yaygındı. Erken başlayanlarda iki grupta da daha yüksekti.
2009'daki bir başka çalışmada 203 öğrenciye bakıldı. Doğu Asya kökenli öğrencilerde belirleyici olan etnik köken değil, ton dilini akıcı konuşmaktı. Ton dilini akıcı konuşmayan Doğu Asyalı öğrencilerin sonuçları, ton dili konuşmayan beyaz öğrencilerden farklı çıkmadı.
Deutsch buradan bir hipotez kuruyor: mutlak kulak, konuşma edinimine bağlı bir kritik döneme tabi olabilir. Bu bir hipotez. Kaynaklarda "şu yaştan sonra imkânsız" diyen keskin bir sınır yok, yaş ilerledikçe olasılık düşüyor.
Yetişkinler eğitimle mutlak kulak kazanabilir mi?
Kısa cevap: bazıları, bir ölçüde. Son yıllardaki iki çalışma bu soruya doğrudan baktı.
Çalışma | Katılımcı | Eğitim | Sonuç |
|---|---|---|---|
Van Hedger, Heald, Nusbaum (2019) | 6 yetişkin, 18-26 yaş, işitsel belleği güçlü olanlar seçilmiş | 8 hafta, toplam yaklaşık 32 saat | En iyi öğrenen tüm mutlak kulak testlerini geçti ve 4 ay sonra da korudu; çoğunluk mütevazı gelişti |
Wong, Lui, Yip, Wong (2020) | 43 yetişkin, üç ayrı deney | 12-40 saat, oyunlaştırılmış | 6 kişi (yüzde 14) 12 notayı yüzde 90 ve üzeri doğrulukla adlandırdı |
İki çalışmanın örneklemi de küçük. 2019 çalışmasının yazarları da yetişkinlikte öğrenmenin zor olduğunu ve belki sadece bir kesim için mümkün olduğunu yazıyor. Yani "yetişkinde asla olmaz" demek de, "birkaç haftada herkes kazanır" demek de verilerle uyuşmuyor. Birkaç günde mutlak kulak vaat eden bir uygulama görürseniz bu tabloyu hatırlayın.
Mutlak kulak her zaman avantaj mı?
Pek değil. Birkaç durumda iş zorlaşabiliyor:
Transpoze edilmiş müzik. Miyazaki'nin 2004 çalışmasında mutlak kulak sahipleri, transpoze edilmiş melodileri karşılaştırmakta hem orijinal hallerine göre hem de mutlak kulağı olmayanlara göre belirgin şekilde zorlandı. Deutsch da farklı tonda çalınan müzik ya da partisyon karşısında rahatsızlık duyulabildiğini kabul ediyor.
Yaşla kayma. 40-50 yaşlarından itibaren bazı mutlak kulak sahipleri notaları biraz tiz ya da pes duymaya başlıyor. Deutsch'un aktardığı bir örnekte bir kişi 40 yaşında yarım ses, 71 yaşında üç yarım ses tiz duyuyor. Bazılarında hiç kayma olmuyor, nedeni de bilinmiyor.
Transpoze eden çalgılar. Si bemol klarnet ya da fa korno gibi, yazılan notayla duyulan sesin farklı olduğu çalgılarla başlayan çocuklar dezavantajlı olabilir.
Öte yandan "mutlak kulak göreceli kulağı bozar" genellemesi de tartışmalı. Dooley ve Deutsch'un 2011 çalışmasında mutlak kulak sahipleri standart aralık adlandırma görevlerinde daha iyi sonuç aldı. Gruptaki biri şarkıyı başka tona aldığınızda bocalıyorsa, transpozenin nasıl işlediğini birlikte konuşmak işinizi kolaylaştırır.
Göreceli kulak nasıl geliştirilir?
Güzel haber şu: bir grubun gündelik işinin çoğu göreceli kulakla döner. Hangi yöntemin en etkili olduğunu karşılaştıran bir veriyi biz doğrulamadık, aşağıdakiler müzisyenlerin yaygın kullandığı pratikler.
Aralıkları bildiğiniz şarkıların ilk iki notasıyla eşleyin. Her aralık için kendi şarkınızı seçin.
Duyduğunuz kısa bir melodiyi önce sesinizle, sonra enstrümanınızla tekrar edin.
Akorun majör mü minör mü olduğunu ayırt etmeye çalışın, sonra yedili akorları ekleyin.
Sevdiğiniz şarkıların bas hattını kulaktan çıkarın. Bas, akor değişimini en açık gösteren partidir.
Şarkı söylerken kendi aralığınızı tanıyın. Ses aralığınızı bulmak hangi notalara rahat uzandığınızı gösterir.
Bir de ilginç bir bulgu var: mutlak kulağı olmayan insanlar da çok bilinen bir şarkının ya da TV müziğinin bir iki yarım ses kaydırılıp kaydırılmadığını şans düzeyinin üstünde fark edebiliyor. Yani kulağınız tonları sandığınızdan fazla hatırlıyor. Akorların şarkı içinde nasıl dizildiğini tanımaya başladığınızda bunu daha net fark edersiniz, bunun için en çok kullanılan akor dizilimleri iyi bir başlangıç.